Dünya genelindeki beslenme alışkanlıkları hızla evrim geçirirken, World Population Review tarafından yayımlanan son veriler, ülkeler arasındaki büyük farkları çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Bazı ülkeler yıllık kişi başı et tüketiminde 100 kilogram barajını aşarken, Türkiye’nin bu karşılaştırmalardaki yeri dikkat çekici bir tablo oluşturuyor.
REKOR PASİFİK ÜLKELERİNDE
En fazla et tüketimi yapan ülkeler denildiğinde akla ilk olarak büyük hayvancılık sektörlerine sahip Arjantin veya Avustralya gelse de, listenin tepe noktasında Pasifik’teki ada devletleri yer alıyor. Tonga, yıllık kişi başı 148 kilogram et tüketimiyle zirvede bulunuyor. Bu ülkeyi, göçebe hayvancılığın kalbi Moğolistan (132 kg) ve tropikal bir cennet olan Saint Vincent ve Grenadinler (124 kg) izliyor. Bu bölgelerdeki yüksek et tüketimi, sadece bir seçim değil, aynı zamanda coğrafi koşulların bir gerekliliği olarak öne çıkıyor. Küçük ada devletlerinde tarım arazilerinin sınırlı olması nedeniyle protein ihtiyaçlarının büyük bir kısmı ithal veya yerel olarak üretilen hayvansal gıdalarla karşılanıyor.
TÜRKİYE’NİN DURUMU ŞAŞIRTICI
Küresel et tüketim listelerinde 100 kilogramın altındaki ülkeler arasında yer alan Türkiye, yıllık kişi başı 46,8 kilogram et tüketimiyle dikkat çekiyor. Bu rakam, İspanya (105 kg) veya Portekiz (98,4 kg) gibi Akdeniz mutfağına sahip ülkelerin çok gerisinde kalıyor. Uzmanlar, bu farkın yalnızca ekonomik etkenlerden değil, Türk mutfağının temelini oluşturan sebze, bakliyat ve tahıl ağırlıklı beslenme tarzından kaynaklandığını vurguluyor.
ET TÜKETİMİNİN ÇEVRESEL MALİYETİ
Artan et tüketimi, yalnızca bireysel bir beslenme meselesi olmaktan çıkmış ve küresel bir çevre sorunu haline gelmiştir. Araştırmalar, hayvancılığın su kaynakları üzerindeki baskısına ve artan karbon emisyonuna dikkat çekiyor. Örneğin, yalnızca 1 kilogram kırmızı et üretimi için harcanan su miktarı binlerce litreye ulaşabiliyor. Yüksek et tüketimi olan ülkelerin ekolojik ayak izi, bu nedenle devasa boyutlara ulaşmakta. Ormanlık alanların tarım arazisine dönüştürülmesi ve hayvancılığın neden olduğu metan gazı salınımı, “et odaklı” beslenme modelinin sürdürülebilirliğini sorgulatıyor.
Küresel ölçekte et tüketimi, refah düzeyi, yerel kültür ve coğrafi koşulların birleştiği bir gösterge olarak değerlendiriliyor. Türkiye’nin 46,8 kilogramlık tüketimi, dünya ortalamasına daha yakın ve dengeli bir konumda yer alırken; Tonga, Arjantin ve Moğolistan gibi ülkeler etin ana gıda maddesi olduğu bir uç noktayı temsil ediyor. Gelecekte bu rakamların iklim değişikliği ve ekonomik dalgalanmalarla nasıl şekilleneceği ise merakla bekleniyor.
